AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kahpe Hayat...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Samantha Rushton



Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 08/09/10

MesajKonu: Kahpe Hayat...   Çarş. Eyl. 08, 2010 3:59 am

Bazen öyle anlar olur ki geçmişi mumla ararsınız ve bazen yine öyle anlar olur ki geçmiş yakanızı bırakmaz. Siz kaçsanız da, her ne kadar kurtulmak isteseniz de tıpkı bir katil gibi hep peşinizdedir. Masum olsanız da, suçlu olsanız da veya olay ile alakanız olmasa da, hep bir yerlerde sizi içten içe yiyen bir duygu vardır. Bu kıskançlık veya şehvet olabilir ama öfke en kötüleridir. Eğer birine karşı öfke duyuyorsanız, kötülük bedeninizi sarmış ve sizi bir kukla gibi oynatıyor demektir. Eğer bu öfke, köklü bir öfkeyse senin hayatını mahvetmeye bile yarayabilir. Aslında herkesin içinde bir öfke vardır. Kimse masum ve sevgi dolu değildir. İnsan fark etmese de damarlarının bir köşesinde, doğru zamanı bekleyen bir öfke vardır. Tek masum olanlarımızsa çocuklardır. Öyle saf, öyle masumlardır ki kirletmeye kıyamazsın. Ama ben masum değildim.

~14 yıl önce~
Kapını şiddetli çalmasıyla yatağımdan fırladım. Kendime gelmek için gözlerimi ovuşturdum ve kapıya doğru yöneldim. Çıplak ayaklarım betona değdikçe içimi derin bir ürperti kaplıyordu. Rüzgar, bedenimi tıpkı kaşmir bir şal gibi sarıyordu. Sanki rüzgarın sıcaklığına sığınmış gibiydim. Kahverengi tahta kapının, gümüş koluna elimi uzattım. Kimin geldiğini tahmin etmem o kadar da zor değildi. Kesin yine içip gelmişti. Kapıyı açtım ve birkaç adım geri çekildim. Zifiri karanlıktan dolayı yüzü pek görünmüyordu ama oldukça iri göbeğini dar bir atlet kapatıyordu. Aslında buna kapatıyor denilemezdi, adeta atlet patlayacak gibiydi. Zaten göbeğinin yarısı dışarıdaydı. Önceden beyaz olan atleti yine sarımtırak bir hal almış ve kir içindeydi. Tanrım bu adam hiç temiz duramaz mıydı?
Bana doğru bir adım attı, böylece o çirkin yüzünü bir kez daha gördüm. Pasaklı, kirli sakalları onu olduğundan da şişman gösteriyordu. Yarı kel Kafası eminim pislik doluydu. Daha bu adamın giyecek bir çift ayakkabısı yoktu. Annemin Grandline’dan kazandığı zar zor parayla sadece içki alırdı. Bu pasaklının babam olmasından gerçekten utanıyordum. Ona baba bile demek istemiyordum. Benim için bir yabancıdan farkı yoktu. Zaten biz asla herkesin bahsettiği o temel ‘’baba-kız’’ ilişkisini hiç yaşamamıştık, yaşamayacaktık da. ‘’Ho-Hoş geldin’’ diyebildim kısık bir sesle. Yine içkili olduğundan ona bir şey söylemeye gelmiyordu. Bağırıp çağırıyor ve bir balina gibi ortalığı yıkıyordu. Böyle yapmasını istemiyordum çünkü her işi biz yapıyorduk. Sanki biz onun ailesi değilmişiz gibi o dağıtıyor biz temizliyorduk. Kapıyı sertçe kapattı. Çarpma sesi bedenimin kilitlenmesine yetti de arttı bile. Birden nefeslerim hızlanmaya başladı. Kendimi sanki bir korku filminde oynuyormuş gibi hissettim. Aradaki tek fark oradaki bir ölüm kalım oyunuydu. Bizimki ise hiç bitmeyecek bir işkence oyunu… Hızlıca salona doğru yürüdü ve kendini eskimekten pamukları çıkmış koltuğa attı. Koltuk öylesine gıcırdadı ki sanki o da bizim gibi kaderine isyan etmişti. Acı nağmeleri söylüyordu adeta. Ve her gün yaptığım gibi kaderime yazılmış senaryodaki rolümü takınıp yanına gittim. ‘’Bir şey ister misin?’’ dedim nefretle. Elimden gelse onu parçalayacak ve kemiklerini ondan tıpkı onun gibi itlere yedirecektim. Sesimdeki soğukluk ortamı dondurmaya yeterdi. Ama bu hayvan hiçbir şeye acımaz, hiç kimseye yardım etmezdi. Alışık olmadığım bir şey yaptım ve yanına oturmam için koltuğa 2 kez vurdu. O koca ellerinden çıkan ses tüm mahalleyi ayağa kaldırmaya yeterdi. Korkakça yanına oturdum ama kalkıp gitmek için Tanrı’ya yalvarıyordum. Sıcacık yatağımda bu kendi yarattığım dünyamda, kendi kahramanlarımla baş başa kalmak istiyordum. O dünyayı seviyordum çünkü her şey benim istediğim gibi gerçekleşiyordu. En önemlisi de o dünyada bu hayvan yoktu. Birden elinin bacaklarıma kaydığını hissettim. Olamaz bu hayvan ne yapmaya çalışıyordu? Onunla birlikte olmamı isteyeceğini mi sanıyordu. Ben onun kızıydım ve daha 8 yaşındaydım. Elini çekmeye fırsat bulamadan koca göbeği ile üstüme çullanmaya başladı. Kirleniyordum… Hem sadece bedenim değil ruhumda kirleniyordu. Ellerimi sıkıca tutuyordu, göz yaşlarım tıpkı bir çeşme gibi akıyordu. Acı feryatlarım… Her ne kadar durmasını istesem de bu yağ tulumunu durduramıyordum. Ellerini ahlaksızca ve açgözlülükle bedenimde dolaştırıyordu. Ondan kurtulmak için kendimi tıpkı bir köpek gibi ordan oraya savuruyordum ama nafile. Nefretim bütün bedenimi kaplamış ve ondan kurtulmak için var gücümle debeleniyordum. Gözlerim şişmiş, seim bağırmaktan kısılmıştı. Üstelik çok güçsüzdüm. Hayata karşı çok güçsüzdüm, haksızlığa karşı çok güçsüzdüm. Yaşamaya, direnmeye, karşı koymaya, her şeye… Gözlerimi sımsıkı kapadım. Artık bundan kaçamazdım bunun bir yolu yoktu. Kirlenmiş ve asla masum olamayacak bir kızdım. Bedenlerimizin değdiğini ve bütünleştiğimizi hissedebiliyordum. Evet her ne kadar bu lanet durumdan utansam da hissedebiliyordum. Kalbim acıyordu, Ruhum parçalanıyordu, ölüyordum…
En kötüsü ise bu leke hep üzerimde kalacaktı. Bu pislikten bana hep bir şeyler kalacaktı. Sövüyordum kaderime adeta. Her şeye sövüyordum, gelmişine geçmişine… Ama her ne kadar küfretsem de bu hayata bir süre sonra bu acı ile yaşamayı öğrenecektim. Bu lanet hayat devam edecekti ve beni her zamanki gibi yaşamaya laik görmeyecekti. Her ne kadar tırnağımı geçirsem de hayata, beni oradan oraya savuruyordu. Sanki düşmemi istermiş gibi. Bazen ‘’Tamam’’ diyorum. ‘’Tamam bitti, artık yaşamanın anlamı yok’’ diyorum, bu seferde isyan ettiğim hayat beni bırakmıyordu, süründürmek istiyordu. Sanki yeteri kadar süründürmemiş gibi… İşini bitirdikten sonra ter içinde kalktı. Sanki birden kendimi boşlukta hissettim. Hiç bitmeyecek bir boşluktu bu. Aşşağılık herif yavaşça eğilerek ''Aferin Kızıma'' dedi. Yırtılmış pantolonunu toparladı ve ona küçük gelen kemerini takmaya çalışırken bana bir kez daha baktı. Yaptığından utanıyor muydu? Sanmam. Kıyafetini-ki onlara kıyafet denirse- topladıktan sonra kapıya doğru yöneldi. Boynum bükük gidişini izlemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Elimden gelse onu bir kaşık suda boğabilmeyi çok isterdim. Kapıyı açtığında esen rüzgar içeriyi doldurmuştu. Hiç bu kadar üşümemiştim, hiç bu kadar aciz hissetmemiştim kendimi. Gözüm rüzgarda dalgananan beyaz elbisemin eteğindeki kana ilişti. Bu da artk masum olamayacağımın kanıtıydı. Ruhum yok oluyordu. Sanki evin bir köşesinde öylece oturmuş bir ceset duruyordu. Ruhum kaybolmuştu. Belki de kirlendiği için utanmış o da aciz bedenimi terk etmişti herkesin ettiği gibi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Parsolania
Parsolania


Mesaj Sayısı : 34
Kayıt tarihi : 05/09/10

MesajKonu: Geri: Kahpe Hayat...   Çarş. Eyl. 08, 2010 4:03 am


RPG Puanı : 82

Daha önce okuduğum bir Rp'di. Çok hoştu gerçekten. Kızın duygularını yansıtabilme çok büyük bir yer kaplıyor. Ufak tefek virgül kullanımı eksikliği ve birkaç klavye hatasını göz önünde bulundurmassak; hoş bir Rp'di. Gerçekten beğendim. Olsaydı daha iyi olabilirdi dediğim şey ise; biraz daha uzun olabilirdi. Ama çok büyük bir ayrıntı değil bu. PG ' ye hoşgeldiniz. İyi Rpg'ler dilerim.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kahpe Hayat...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Parsolania Günceleri RPG :: Karakter Oluşturma :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: