AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Boğuk Gizem.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Parsolania
Parsolania


Mesaj Sayısı : 34
Kayıt tarihi : 05/09/10

MesajKonu: Boğuk Gizem.   Ptsi Eyl. 06, 2010 10:52 pm

“Yapma, oğlum”dedi binlerce yıldır krallık yapmaktan beyazlamış beyaz saçları uçuşurken. O yılların aynası olurcasına bir dikkatle süzdü oğlunu. Kararlılığı tenini ürpertecek derecedeydi. Arkası dönük savaşcı dişlerini sıktı. Onların olanları, onlar kullanamadığı için haklı olarak kızgındı. Küçüklüğünden beri haksızlığa dayanamayan, sinirli bir yapısı vardı. Normal sinirliliği geçecek kadar asabiydi. Bunun sebebini 17 yaşına geldiğinde anlamaya başlamıştı. Eşek kadar olmasına rağmen, babasının ona göz kulak olması için tuttuğu bakıcı da yardımcı olmuştu gerçekteki kimliğinin ne olduğunu bulmasına. Normal olmadığını 3 yaşından beri bilen bir çocuktu o. Zeki, savaşabilen, ama normal olmayan bir çocuktu o. Hiçbir zaman ne olduğunu bilemeyeceğini sanan, ateşlendiğinde 40 dereceyi geçmesine rağmen yanmayan, su da uzun süre nefessiz kalabilen, soğukta üşümeyen, en yüksek ağacın bile tepesine çıkabilecek kadar anormal bir çocuk. Ve şimdi de o anormalliklerinden birisini yapması gerektiğinin bilincindeydi. Dış görünüşü 26 gerçek yaşıysa 3 asır edecek kadar yaşlı bir çocuk. Bunu şimdi yapması onu öfkelendiriyordu. Daha önce yapmalıydı. Arkasını döndü ve elleri yumruk biçimde yaklaştı babasına. “Bunu daha önce yapmam gerektiğini biliyordun. Ama bana buradan bir çıkış olabileceğinin söylemedin! Beni kandırdın ! Ve o lanet lord’u yenebilecek tek kişi olan, beni burada hapis bıraktın. Halkını yıllar önce kurtarabilirdim. Ama sen korkaklığı seçtin ! “Kaşlarını çatmaktan yorulmuşçasına gevşetti yüzünü. Yüzüne bir balyoz gibi inen gerçeğin acısıyla, utanç dolu bir ifadeyle yere baktı Yaşlı Kral. Oda da ki sessizlik tekrar boy gösterdi. Spartaküs kılıcını yerine oturtturduktan sonra arkasını dönüp hızla uzaklaştı. Babasını o vicdan acısıyla bıraktığı için pişman olup olmama arasında kaldı. Kapıyı kapattıktan sonra, dillere destan mücevher yüzlü cadı duruverdi önünde. Masum ve işini bilen bir gülümseme oturturdu narin suratına. Başını örtmüş cadı yavaşca attı arkaya şapkasını. Aşğıya doğru koyu kahve olan saçları bir ay gibi parladı. “Yolu açtık, lordum. “ Dedi kadife gibi bir sesle. Ellerini önünde birleştirip yol göstermek için öne geçti. Beyaz ve altın sarısı iplerle örülmüştü saçlarının arkası. Adını hatırladı cadının. Sura. Güldü. Yürümeye devam ederlerken, şapşal surat ifadesini değiştirmesinin bu kadar uzun sürmesine kızdı Yaşlı Prens.

Bir odaya geldiler. Garip bir üçgen çizilmişti yere. Birinde bir büyücü. Yaşlı –dış görünüm olarak da – diğerinde Sura. Ne zaman geçmişti oraya? Diğerin de ise başını yere eğmiş siyah saçlı bir kız. Onu görmemişti daha önce. Şaşrdı çünkü halkla iç içe yaşayan bir prensti o. Biraz yaklaştığında kokusunu alıp kılıcını çekmesi en fazla 10 saniye alırdı. Bu yerli halktan değildi. Bu bu düşmanlarıydı. Ve şimdi burada oturmuş ne yapıyorlardı ? Kaşlarının çatılmasını önleyemeyerek boğazına tuttu kılıcı. “Kim-sin – sen? “ sesindeki sinir ve parmak uçlarında kendini gösteren sıcak, Sura’nın ona ‘Dur ! “ demesiyle son buldu. “ O bizim dostumuz. Bir kes kapıyı açtığımızda, gizlice girmiş buraya. Ve onların arasında da iyilerin olduğunu söylüyor. Yardım istedi.” Sesindeki telaş Prensi daha fazla kızdırmaktan başka bir işe yaramadı. “Senden yardım isteyen birine sırt çevirmek, seni sen yapmaz, Spartaküs” Öyle bir anlam yüklemişti ki cümlesine, bir an durakladı prens. Arkasını döndüğünde o gülümsemeyle karşılaştı tekrar. Bir cadı bu kadar güzel olabilirmiydi? Kılıcını beline koydu. Onların tarafın da da iyiler olabilirdi tıpkı, yıllar içinde bu su altı hükümetinin derinliklerine köstebeklerin ve kötülerin olduğu gibi. Tıpkı, doğduğundan beri ne olduğunu bilmeyip, 17 yaşına geldiğinde 4 elemente hükmedebildiğini öğrenen bir çocuk gibi. Yüzünü gevşetip Sura’ya baktı. “Ne olduğunu öğrenmeye yetecek kadar vaktim yok. Güneş batacak dışarıda değilmi ?”dedi. Sura gibi cadılar ve büyücüler dışarı çıkabiliyordu ne de olsa. 3 Asırlık bir özlem sonunda diniyordu. Güneşi, karanlığı havayı öyle özlemişti ki. Ama sura şu diğerlerinin bulduğu fotoğraf makinesiyle fotoğraf getiriyordu ona. Tabii ne kadar işe yararsa.. “Pekala üçgenin içine gir.” Demesiyle üçgendeydi Prens. “Canın biraz yanabilir.. gözlerini kapa”dedi. Ve o anda aklına bir şey takıldı. O vampir neden üçgendeydi ? Bir üçgen kurulması için bir vampirin de mi olması gerekiyordu ? Yada 3 farklı ırkın mı olması gerekiyordu? Gözlerini açıp sormayı denemesiyle, delice bir acının ortasında buldu kendini. Sesindeki şiddet birini öldürebilirdi herhalde. Her yerine uyuşturucu iğneleri batarmış gibi oldu. Ve uyuşturucunun da sağlayacağı gibi, bayıldı.


Bir gıdıklamayla uyandı. Yanağında bir şey vardı. Ah tabi ya, atı yüzünü yalıyordu. Ona baktı. Ve üstündeki bulutlara. Ne kadar da güzellerdi. Toparlanıp atladı atın üstüne. Dağın ardımda bekliyecekti Ramen'i. Atının saçlarını okşadı yavaşca. Dört nala koşmaya başladı at. Hava, özlenecek biçimdeydi. Doya doya çekti kokusunu içine. Aklına bir soru takıldı. Onun gibileri de varmıydı acaba? Element hükümcüsü? Olabilirimiydi ? Yoksa o anadan doğma mutasyonmuydu. Eğer öyle kişiler varsa, Sura bulacaktı. Bunu bilen tek kişi oydu. Değerli bir hazineydi onun gözünde elementler. Yaşlı Prens’in gözünde ise, anormallik sağlayacak en önemli etkendi. Yolun bittiğini uçurumun kıyısına geldiğinde fark etti. Dağın ucunda durmuş önüne bakıyordu. İleride bir kıpırtı gördü. Biri geliyordu. Bir adam. Biraz daha yakalaştığında Anladı. Ramen. Yüzündeki gülümseme insanın sinirine dokunuyordu. Bir rüzgar esti. Ardından melteme döndü. Lord, yavaşlıktan sıkılarak, 1 dk içinde dağın yamacına geldi. “Güzel manzara değilmi, dostum. Uzun zaman oldu.” Güldü. Atın yanına geldi. Prens de bir gülümseme takınıp batmak üzre olan güneşe baktı. “Uzun zaman oldu..” Güldü vampir dişlerini göstererek. Bir anı canlandı gözünde Prens’in. Yangın.. Herkesi yakmışlardı. Annesi, halası yerli halktan.. Kalanlar da su altındaydı zaten. Anormal varoluşu, anormal hayatına eşlik ediyordu artık. Ölümün kıyısında olma ihtimalide bile gülmesi, tam ona yaraşacak anormallikteydi. “Ailemi benden aldın..”derken parmak uçarlında bir ateş çıkarmaya başlamıştı. “Bende seni ailenden alacağım.” Elinden çıkan ateşin hızıyla dengesini kaybetti. Yüzüne gelen ateş sayesinde boğuk bir çığlık attı lord. Dengesini bulmaya çalışmakla meşgul olan prens, kılıcını çıkarmaya da çalışıyordu. Ramen çoktan toplanmış ve üzerine gelmeye başlamıştı. Her zamanki gibi ukala bakış ve alaycı gülüş vardı yüzünde. Rakibini hafife alıyor gibiydi. Hafife almaması gereken şey ise, elementler ve yukarıdakilerdi. O hepsine meydan okumuştu. Bir köşesine çekilmiş tanrı ve tanrıçaların onları izlediklerinden haberdar olmayan bu iki yürek büyük çarpışmaya hazırlanıyordu. Biri ölecekti. Toparlanmasına fırsat bırakmadan üzerine atılan karanlığın aynası dişlerini boynuna getirirken, Prens de toparlanmıştı. Kılıcını çıkaracak ne zaman ne güç ne de inanç vardı. Gözleri kapayıp ateşi hissetti. Onu öldürmenin tek yolu ateş değildi. Ama en hızlısı ve Yaşlı Prens’in en yakın olduğu element oydu. Ateşi çağırıp elini yüzüne batırmasındaki ‘cıs’sesi eski çürümüş ama genç teninden geliyordu vampirin. O sesi boğacak kadar yüksek bir çığlık attığında yanmış yüzündeki şaşkın bakışlar fark edilmeyecek gibi değildi. Kaçacak mıydı ? Buna izin verir miydi Starpatuküs? Son darbeyi vurmak için hazırlandı. Ellerini yukarı kaldırıp vücudunu dikleştirdi. “ Yaşam için!” diye hayrkırarak, o canavarın içinde olmayan şeyi yüzüne vurdu. Derin bir nefes alıp atışını yaptı. Etraf birden toz olmaya başladı. Hortum gibi bir şey hemen üstlerindeydi. Ateş ona ulaşmamıştı. Lanet okuyarak havayı çağırdı. Hortumu yok etmesi için. Ama bir işe yaramadığını görünce kaşlarını çattı istemsizce. Ne oluyordu ? Bu gün 2. kez olarak bayıldığını hissetti. Gözleri kapanırken havaya yükseldiklerini fark etti. Tanrılarmı? Ve bayıldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Boğuk Gizem.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Parsolania Günceleri RPG :: MEKONE :: Mekone-
Buraya geçin: